Teknoloji, tavsiye, deneyimler ve ilgimi çeken diğer konular...

25 Nisan 2018

Göğsümüzü kabartan Türk gençlerinin hikayesi, Türk gençleri dünya çapında başarılara imza atıyor

Göğsümüzü kabartan Türk gençlerinin hikayesi, Türk gençleri dünya çapında başarılara imza atıyor
Bu gençler dünya çapında başarılara imza atıyor. İşte o gençlerin göğsümüzü kabartan hikayeleri:

TESLA’DAKİ DÖRT TÜRK’TEN BİRİ

Serhan Delareyna: Worcester Polytechnic Institute (WPI) Endüstri Mühendisliği’ni 3.5 yılda birincilikle bitirip, Elon Musk’un dünya çapındaki firması Tesla'nın dört Türk çalışanından bir tanesi… Elektrikli araba modellerinde üretim riskleri analizi yaparak çözümler üreten ekibi yönetiyor. Lise çağında çevre ve enerji konusunda yaptığı çalışmayla ülkemize dünya ikinciliği kazandırmıştı.

1 MİLYON TL BURS KAZANDI
Zeynep Karacan: Galatasaray Lisesi'nden geçen yıl birincilikle mezun olan dünyanın önde gelen üniversiteleri arasında gösterilen Yale'den dört yıl için 260 bin dolarlık (1 milyon TL) burs kazanan Türk genci, kariyerini yapay zeka üzerine yapmayı planlıyor. Galatasaray Lisesi öğrencisi iken enerji konusunda yaptığı çalışmayla ülkemize çok sayıda ödül kazandıran Karacan aynı zamanda First Step to Nobel Prize in Physics (Polonya) ödülü sahibi…

FIRST STEP TO NOBEL PRIZE IN PHYSICS ÖDÜLÜ SAHİBİ
Ece Yücer: Galatasaray Lisesi'nden, tüm dünyada sadece 37 öğrenciye verilen Lester B. Pearson İnternational Scholarship başarı ve liderlik bursu ile Toronto üniversitesi Trinity College’da Computer Science okuyor. Bilgisayar ve ekonomi dalında kariyer planlıyor. Galatasaray Lisesi öğrencisi iken su arıtma teknolojileri konusunda yaptığı çalışmayla ülkemize ödül kazandıran Yücer aynı zamanda First Step to Nobel Prize in Physics (Polonya) ödülü sahibi…

ÇOK ULUSLU BİR ŞİRKETİN YÖNETİCİ OLARAK ÇALIŞACAK
Hatice Sena Türetken: Çok sayıda yurt dışı üniversiteden kabul alan ve üniversite sınavında Türkiye 216’ncısı olarak Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde okumayı tercih eden Türetken ileride çok uluslu bir şirketin yönetici olarak çalışacak. Türetken’de First Step to Nobel Prize in Physics (Polonya) ödülü sahibi…

DÜNYA BİRİNCİSİ OLDU
Yosi Kohen Kutucu: Kanada British Columbia Üniversitesi'nde (UBC) burslu olarak makine mühendisliği eğitimi gören, katıldığı mühendislik ve tasarım yarışmasında "eli olmayanlar için mouse" geliştirerek ikincilik ödülü alan Kutucu, engelli bireylerin kolaylıkla bilgisayar kullanabilmesini sağlayan bu ürünün, oldukça ucuz ve 3D printer yardımıyla basılabilen bir teknolojik tasarım olduğunu söylüyor.

2015-2017'de Ulus Özel Musevi Lisesi öğrencisiyken Türkiye, Kanada, Amerika, Hollanda ve Polonya'da çok sayıda ödül kazanan Kutucu, Kanserli Çocuklara Umut Vakfı için masaüstü bilgisayarlar üretip vakıftaki çocuklara hediye etmişti. İki yıl önce de bir evin ihtiyacını tüm yenilenebilir kaynakları kullanarak karşılayabilen taşınabilir enerji dönüşüm cihazı "Alternatesla" ile Hollanda'da dünya birincisi olmuştu.

KUANTUM TEKNOLOJİLERİ GELİŞTİRİYOR
Berk Diler: Lise çağında yaptığı çalışmalarla çok sayıda ödül alan, 2009 yılında fizik dalında TÜBİTAK Türkiye üçüncüsü olan ve şu anda Chicago Üniversitesi'nde doktora yapan Diler ise kuantum teknolojilerinin geliştirilmesiyle ilgili çalışmalara öncülük ediyor.

YILDIZI PARLAYAN GENÇLERİN KOÇU
Öğrencilerin proje danışmanlığını yapan, TÜBİTAK tarafından ödüllendirilen ve ABD'de Chicago Üniversitesi tarafından 2010'da "Yılın Öğretmeni" seçilen Talha Kılıç, “Öğrencilerimle Türkiye ve dünyanın önde gelen üniversitelerinde akademik çalışmalar yaparak makaleler yayınlıyor ve yarışmalara katılıyoruz. Öğrencilerim bu çalışmaların sonucunda dünya çapındaki üniversiteler tarafından kabul ediliyor ve burslu okumaya hak kazanıyorlar. Mezun olduklarında sahip oldukları donanımlar ile insanlığa yararlı vatandaşlar oluyorlar. Tüm öğrencilerimle gurur duyuyorum” dedi.

11 Nisan 2018

Kaspersky Lab, dünyanın en büyük blockchain girişimi Ethereum Alliance’a katıldı

Kaspersky Lab, dünyanın en büyük blockchain girişimi Ethereum Alliance’a katıldı
Blockchain yalnızca Bitcoin’den ibaret değil. Aslında Blockchain, elektronik ortamda oy vermekten adil ticarete kadar birçok alanda kullanılabilen dev bir ekosistem. Kendi içinde bir dizi blockchain projesi geliştirmekte olan Kaspersky Lab, şimdi dünyanın en büyük blockchain girişimi olan Enterprise Ethereum Alliance’a da katılıyor. Bu hamle, şirketi blockchain teknolojisi tabanlı çözümlerin geliştirilmesinde yeni bir düzeye taşıyacak. Kaspersky Lab diğer üyelerle bağlantı kurup uzmanlıklarını paylaşabilecek ve çalışma gruplarına katılabilecek.

Kaspersky Lab Yatırım ve İnovasyon Birimi Lideri Vartan Minasyan, “Bitocin’e gösterilen ilgi, blockchain teknolojilerinin kripto para birimlerinin dışında sunduğu diğer fırsatların unutulmasına yol açıyor. Bitcoin’in blockchain teknolojisine ihtiyacı var. Bunu akılda tutmak önemli. Birçok farklı sektörde faaliyet gösteren Enterprise Ethereum Alliance üyeleriyle iş birliği yapmak, blockchain çözümlerimizi geliştirmemize ve insanlara blockchain teknolojilerinin faydalarını anlatmamıza yardımcı olacak.” dedi.

Kaspersky Lab yaklaşık üç yıldır hem kendi ekiplerinin hem de dışarıdan bazı ekiplerin yeni fikirlerini ve teknolojilerini Business Incubator bünyesinde destekliyor. Desteklenen projeler arasında blockchain tabanlı çalışmalar da bulunuyor. Bu projelerden biri olan Polys, şeffaf kripto algoritmalarla desteklenen güvenli bir oy verme sistemi. Bu sistem tüm işlemlerin blockchain üzerinde kaydedilmesini, saklanmasını ve sayılmasını sağlıyor. Ethereum tabanlı olan Polys, ağdaki tüm katılımcıların verilen oyların doğruluğunu kontrol edebilmesini mümkün kılıyor.

Enterprise Ethereum Alliance; Fortune 500 şirketlerini, başarılı teknoloji geliştiricilerini ve araştırma kurumlarını bir araya getirerek blockchain çözümlerinin uygulama yöntemlerinin paylaşılmasını ve tartışılmasını sağlıyor. Farklı grup etkinliklerine katılan ve tecrübeli pazar oyuncularıyla birlikte çalışan üyeler yenilikçi teknolojilerde güvenliği sağlamak için de adım atıyor.

Kaspersky Lab Business Incubator Hakkında

Kaspersky Lab Business Incubator, iç ve dış ekipleri parlak fikirler ve teknolojiler geliştirmeleri için desteklemek amacıyla 2015 yılında kuruldu. Business Incubator, güvenliğin önemli olduğu alanlarda çalışan erken aşama girişimlere açık. Gerekli tüm altyapı, uzmanlık, satış kanallarına erişim ve finans hizmetlerini sunarak, girişimcilerin projelerini şirket içinde güvenli bir ortamda geliştirmelerine yardımcı oluyoruz. Business Incubator, kurumsal yenilikleri desteklemek için tasarlanan Kaspersky Lab projelerinden biri. Kaspersky Lab ile iş birliği yapmakla ilgilenen girişimciler incubator@kaspersky.com adresine başvuru yapabilir.

Enterprise Ethereum Alliance Hakkında

EEA, Ethereum tabanlı teknolojilerin en iyi uygulamalarını, açık standartlarını ve açık kaynaklı referans mimarilerini kurmak, tanıtmak ve kapsamlı olarak desteklemek için kurulan sektör destekli ve kâr amaçlı olmayan bir kuruluştur. EEA gizlilik, ölçeklenebilirlik ve güvenlik gibi alanlarda araştırma ve geliştirme imkanı sunarak Ethereum’un kurumsal düzeyde bir teknoloji haline gelmesine yardımcı oluyor. EEA ayrıca izinli ve açık Ethereum ağlarının yanı sıra sektörlere özgü uygulama katmanı çalışma gruplarına da yayılan hibrit mimariler araştırıyor.

Ethereum topluluğundan katılmak isteyen herkese açık olan EEA, açık endüstri standartları geliştirecek ve üyeleriyle iş birlikleri kuracak. Bu açık kaynaklı yapı, kurumların tek başına başaramayacağı geniş kapsamlı kullanımı gerçekleştirecek ve izinsiz açık Ethereum ağının gelecekteki ölçeklenebilirliği ve gizliliği hakkında görüşler sunacak.

Zekayla ilgi en yaygın 5 hurafe beynimizle ilgili 5 hurafe

Zekayla ilgi en yaygın 5 hurafe beynimizle ilgili 5 hurafe
Beyin, insanlık için muhteşem bir organ. Üzerindeki sır perdelerinin hala aralanmadığı bir gizem var onda. Ve bu gizemini yıllarca da sürdürecek engin bir deniz sanki. Kitaplardan dergilere, ilmi makalelerden TV programlarına kadar her yerde bilimsel veriler ortaya atılsa da bunlardan bazıları eksik bazıları ise yanlıştır. Hatta bu yanlışlardan bazıları, toplum içerisinde inanç halinde yaşayan hurâfelere bile dönüşmüştür.

Tüm Üstün Zekalılar Derneği (TÜZDER) Başkanı Tunahan Coşkun, İnsan ve Hayat Kitaplığı’ndan çıkan “Kuş Bakışı Zeka” isimli kitabında, beynimizle ilgili peşinen kabul edilen ve bilimsel gerçekliği ispatlanmamış ya da yapılan çalışmaların zamanla yanlış şekilde yorumlanmasıyla ortaya çıkmış hurâfeler hakkında şaşırtıcı bilgiler veriyor:

HURÂFE 1: BEYNİMİZİN SADECE YÜZDE 2-3’ÜNÜ KULLANIYORUZ!

Bu efsane yüz yıl önce ABD’de ortaya atılmıştır. Günümüzde ise bütün dünyayı sarmıştır. Bu iddia beyinle ilgili kabul edilmesi en zor olan hurâfelerden birincisidir. Acaba biz de Albert Einstein, William James Sidis ya da Fatih Sultan Mehmet gibi beynimizin tamamını kullanırsak, çok büyük işler başarabilir, ülkeler fethedebilir miyiz? Beyin üzerinde yapılan çalışmalarda bu inanışın bütünüyle saçma olduğu belirtilmektedir. Beynimiz son derece faaldir ve onun tamamına ihtiyaç duymaktayız.

HURÂFE 2: KLASİK MÜZİK DİNLETİLEN ÇOCUKLAR DAHA ZEKİ OLUR!

Beynimize ilişkin en inatçı hurâfelerden birisi de “Klasik müzik dinleyin, zeki olun” fikri. Bu fikri destekleyen herhangi ilmi çalışma ya da veri bulunmuyor. Bu konuyla ilgili olarak Harvard Eğitim Bilimleri’nden Prof. Kurt Fisher, The Mythsand Promises of the Learning Brain adlı makalesinde, “Mozart etkisini” şu şekilde anlatmaktadır:“1992 yılında Kaliforniya Üniversitesi’ndeki araştırmacıların üniversite öğrencileriyle yaptıkları bir çalışmada, öğrenciler sınava girmeden önce 20 ya da 30 dakika Mozart’ın senfonilerini dinlediklerinde, problem çözmeyle ilgili testlerde az bir farkla daha yüksek puanlar almışlardı. Bu oldukça normaldi. Çünkü beynin belirli kısımları uyarıldığında, kısa süreler içinde kişilerin performansının da artacağı ispatlandı. Ancak ne yazık ki bu netice basın tarafından fazlasıyla büyütüldü.” Örneğin, Amerika’daki Georgia Eyaletiyle Sony Music şirketi anlaşarak yeni doğan ailelere klasik müzik CD’leri dağıtıldı. Benzer şekilde devlete bağlı bazı kreşlerde çocukların daha zeki olmaları beklentisiyle Bach, Vivaldi ve Mozart çalınmaya başlanmıştı! Georgia Valisi Zell Miller, Beethoven’in ‘Neşeye Övgü’ isimli eserini parlamentoda çaldırdı ve eyaletteki bebek sahibi bütün ailelere klasik müzik CD’leri göndermek için 105 bin dolar talep etti.

Bugün, bazı müzik firmalarının “Bebeğinizin Beynini Geliştirin” başlığı altında sattığı, klasik müzik serilerine ailelerin gösterdiği rağbet oldukça büyüktür. Hatta hiçbir ilmi veriye dayanmayan iddialar da ortaya atılmış durumdadır. Bunlardan en saçma olanı, “Bach, bebek banyodayken dinletilmelidir. Beethoven ise bebek, süt şişesinden beslenirken dinletilirse tesirli olur” sözleridir.

Şu ana dek klasik müziğin bebekleri daha zeki yaptığı düşüncesi gazete, dergi ve kitaplarda sayısız defa yazıldı. Bu iddia tekrar edildikçe, araştırmada yer alan üniversite öğrencilerinin yerini, bir zaman sonra bebekler aldı. Hatta bazıları üniversite öğrencileri için gerçekleştirilen bu araştırmanın, bebekler için de geçerli olduğunu savunmaya başladı. Bazıları ise bu araştırmadan bütünüyle bîhaber olduğu halde, nereden duyduğunu bilmeden müzik tavsiye ediyor. 1999 yılında, bazı bilim insanları bu araştırmayı tekrar denedi. Ancak aynı sonuçlara ulaşamadılar. Aslında burada aynı sonuçlara ulaşılamaması önemli değildi. Buradaki asıl problem, bu araştırmanın hiçbir zaman bebekler üzerinde denenmemiş olmasıydı.

Bu durum elbette kapitalizmin ön plana çıktığı ülkelerde doğal olabilirdi. Ama bugün, süreç maalesef sadece o ülkelerle kalmayarak, bütün dünyayı sarmış durumdadır. Satışa çıkarılan milyonlarca klasik müzik CD’si, zeki bebeklerin (!) sayısını artırmak için adaylarını beklemektedir.

HURÂFE 3: KAFASI BÜYÜK OLANLAR DAHA ZEKİ OLUR!

1970’lerde Amerika’da bazı biyolog ve eğitimcilerin şiddetle karşı çıktığı korkunç bir iddia ortaya atılmıştı. Çocukların kafataslarının büyüklüğüyle öğrenme becerilerinin arasında bir ilişki olduğu iddia ediliyordu. Kafatası küçük olan çocukların öğrenme zorluğu çekeceği söyleniyordu. Bu, elbetteki hiçbir biyolojik dayanağı olmayan baştan aşağıya saçmalıklarla dolu bir iddia idi. Ergenlik döneminde kız ve erkek çocukların kafatası büyüklüğü farklılık gösteriyordu. Kızların kafatası erkeklere oranla daha küçüktü. Bunun öğrenme becerileriyle hiçbir bağlantısı yoktu! Daha büyük bir beynin daha ileri düzeyde bir zekâ anlamına gelebileceği düşünülmüş olabilir ancak beynin boyutlarıyla zekâ arasındaki ilişki yetişkinlerde epey zayıftır.

Bilim adamları bunun yanlış bir düşünce olduğunu gösterebilmek adına büyük çaba sarf etti. Ancak bu durum, cahiliye devrinde kız çocuklarıyla erkek çocuklarını ayrı kabul ederek, onlara farklı muamele yapan zihniyete benzediği için düzeltmek hiç de kolay olmayacaktır.

HURÂFE 4: HER ÇOCUK FARKLI BİR ÖĞRENME STİLİNE SAHİP!

İşte size bir başka hurâfe daha. En çok da kişisel gelişimcilerin ve bu alanda kitap yayınlayan insanların işine gelen bir hurâfe. Tabi ki her çocuğun farklı bir öğrenme stili olduğu iddiası, özel eğitimin önünü açacağı için, bu yolla oluşturulan pazarı kurmada büyük bir fırsat sunmaktadır. Ancak bir çocuğun tek bir öğrenme stiline sahip olması, bilim adamları tarafından pek de cazip karşılanmıyor. İlmi sahada destek bulmamaya başlayan bu görüş, halk arasında hala kabul görüyor. Aslında çocuklar için tek bir öğrenme stilinden bahsedilemez. Çocuklar birçok yönüne hitap edebilecek ortamlara dâhil edilmelidir. Bu onların gelişimleri yönünde daha büyük fayda sağlayacaktır.

HURÂFE 5: UYUYAN ANILARIN UYANMASI

Günlük hayatta biriyle problem yaşadığımızda, “Senin çocukluğuna inmek lazım” diye bir espri dilimize pelesenk olmuştur. Çünkü inanılan şey, bizim yaşadığımız olayları beynimizin âdeta bir kaset ya da video oynatıcısı gibi aynen hatırladığına dair bir hatadır. Aslında beynimiz sadece önemli kabul ettiği kısımları kaydediyor. Daha sonra bunu hatırlamak gerekirse daha anlamlı ve tutarlı hale getirmek için bazı ayrıntıları uyduruyor.

Sandra Aamodt ve Sam Wang bu yanlış anlaşılmanın zaman içinde çok trajik olaylara sebep olduğunu belirtmektedir. “1980 ve 1990’lı yıllarda birçok hadise yaşandığı, sosyal hizmetler görevlileri ve terapistlerin bazı çocuklardaki bastırılmış anıları ortaya çıkardığına” dair iddialar ortaya atılmıştı. Ancak bu iddialar aslında görüşmeyi yapan kişilerin sürekli olarak yönlendirici sorular sormasıyla ve can alıcı cevaplara ilgi göstererek ve onları ödüllendirmeleriyle alakalıydı. California, Manhattan Beach’te açılan davada, yüzlerce çocuğun cinsel istismara ve bu istismarlardan bazılarının da, gerçekte var olmayan bir yer altı tünel sisteminde yaşandığı iddia ediliyordu. Bu davalar sonucunda okul danışmanlarından haksız yere hapse atılanlar bile olmuştu. Bu konuyla ilgili birçok araştırma yapılmıştır. Yine bunlardan birinde deneklere daha önce sorulan sorulara aynı denekler yıllar sonra daha farklı cevaplar vermişti. Araştırmacılar bu konuyu desteklemek için laboratuar çalışmaları da yapmışlardır.

Tunahan Coşkun (TÜZDER Başkanı): “DELİNİN BİRİ KUYUYA BİR TAŞ ATMIŞ...”

“Anadolu’da yaygın olarak kullanılan “Delinin biri kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış” ifadesi tam da burada yerini bulmaktadır. Yazımızın konusu olan hurâfelerin çıkış sebepleri ve (daha da önemlisi) sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, bu hurâfeleri uyduran kişilerin bir delinin saflığıyla kıyaslanacak kadar masum olmadıkları ve uydurdukları hurâfelerle uzun süreli tahribatlara yol açtıkları net bir şekilde görülecektir. İnsanların zihnini sürekli kirleten ve bundan nemalanmak için adına bilim denen sömürüye karşı, kendi iç dünyasında yol almayı bilen, duyarlığı ve farkındalığı yüksek bir nesil gereklidir. Yazılanları yalnızca yazıldıkları gibi değil, yazılış amaçlarını da gözeterek okumak, anlamak gerekir.

5 MAYIS’TA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR DÜZELTİLECEK

TÜZDER’in 5 Mayıs 2018 tarihinde İstanbul’da 6’ncısını düzenleyeceği Dahiler ve Üstün Zekalılar Günü’nünde zekayla ilgili hurafeler de masaya yatırılacak. Bugüne kadar doğru bilinen yanlışlar bilim insanları tarafından düzeltilecek. Gün boyu sürecek yüksek IQ’lu bilimsel etkinlikte, üstün zekalı çocuklarımızı, kendilerini dahi çocukların eğitimine adayan dünyanın en önemli eğitimcileriyle buluşturacağız.”

31 Mart 2018

Tüketiciler Elektriğini Artık Devletten Almıyor-En Cazip Elektrik Tarifesini Bulun

Tüketiciler Elektriğini Artık Devletten Almıyor-En Cazip Elektrik Tarifesini Bulun
16 yıldan fazla bir süre önce Türkiye’de elektrik tedarik şirketi değiştirmek mümkün hale geldi. Bu sürecin başlangıcında elektrik tedarikçisi değiştirmek için tüketim alt limitleri yalnızca yüksek tüketimi olan tüketicilerin tedarikçisini değiştirmesine olanak sağlarken, tedarikçi değişimi için gerekli olan minimum tüketim limiti geçen zaman içinde düştü ve ev kullanıcılarını da kapsar hale geldi. Böylece ev tüketicileri de cep telefonu operatörü değiştirir gibi elektrik tedarikçilerini değiştirerek rekabetin getirmiş olduğu fırsatla daha ucuz elektrik enerjisini daha cazip koşullarda kullanabilme şansını elde etmiş oldu.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK)’nun yapmış olduğu son düzenlemeyle birlikte aylık 70 TL’nin üzerinde elektrik faturası ödeyen tüm tüketiciler artık numara taşır gibi elektrik tedarikçisini değiştirerek fiyat avantajlarından ve bunun ötesinde artan hizmet kalitesinden yararlanabilir hale geldi. Ancak her ne kadar tüketicilere serbest piyasa sunulmuş olsa da tüketicilerin önemli bir çoğu bunun farkında değil.

42 milyon tüketicinin 3,5 milyonu tedarikçi değiştirdi

Elektrik tedarikçileri karşılaştırma ve değiştirme internet sitesi EnCazip’in derlediği verilere göre 2017 yılının Aralık ayında Türkiye’deki toplam elektrik tüketicisi sayısı 42 Milyon civarındaydı. 2018 yılının Şubat ayı verilerine göre elektrik tedariğini görevli tedarik şirketi tarafından sunulan ulusal elektrik tarifeleri dışında kalan ucuz elektrik tarifeleri ile sağlayan tüketicilerin sayısı, bir önceki aya göre yüzde 14,76 azaldı. Şubat ayında özel tarifelerden tedarik sağlayan serbest tüketici sayısı 3 milyon 559 bin kişi oldu.

Bu verilere göre toplam tüketicilerin yalnızca yüzde 7’si elektrik tedarikçisini değiştirirken, elektrik tedarikçisini değiştirme hakkını elde etmiş olmasına rağmen bu hakkını kullanmayan tüketicilerin oranı tahmini rakamlarla yüzde 80 olarak öngörüldü. Tedarikçi değişikliği yapmış olan tüketicilerin sayısının düşük olması tüketicilerin kendilerine verilmiş olan haktan yeterince faydalanamadığının en büyük göstergesi.

Bu durumun arkasında yatan en önemli faktörün ise konunun tüketiciler arasında yeteri kadar bilinmiyor olmasının olduğu ifade ediliyor. Pek çok tüketici hala elektrik dağıtım şirketlerinin elektrik tedariği sağladığını ve bu firmaların devlete ait olduğunu düşünüyor. Ancak elektrik dağıtım şirketlerinin tamamı özel şirketler haline getirilirken elektrik tedarik işi de elektrik şirketleri (elektrik tedarikçileri) tarafından yapılıyor. Bu şekilde devletin her iki sektörden de elini çekmesi ve yalnızca denetleyici/düzenleyici rolünü üstlenmesi sektörün özelleşmesini ve bu şekilde fiyatların düşerek hizmet kalitesinin artmasına sebep oldu.

Tüketiciler elektriğini devletten almıyor

4 yılı aşkın bir süre önce elektrik dağıtım şirketlerinin tamamı özelleştirilmişti. Sektördeki diğer değişiklikler ile birlikte artık tüketicilerin neredeyse tamamı elektrik enerjilerini özel şirketlerden tedarik ediyor. Fakat önemli bir çoğunluk henüz bunun farkında değil ve bu yüzden tedarikçi seçmiyor, tasarruftan mahrum kalıyor. Elektrik piyasasının gelişmesinin ve daha çok tüketicinin bu durumdan haberdar olarak elektrik tedarikçilerini değiştirmesi hem daha çok tüketicinin tasarruf etmesine, ama aynı zamanda piyasanın büyümesiyle ortaya çıkacak yüksek rekabetin fiyatların tüketici lehine düşüş göstermesine sebep olacağı öngörülüyor.

Düzenlemeler sayesinde elektrik fiyatları düştü

Konu ile ilgili olarak EnCazip’ten yapılan bigilendirme ise şu şekilde: “Tüketicilerin önemli bir çoğunluğu tedarikçi değiştirebilecekken bu konu ile ilgili bilgisi olmadığından dolayı hala piyasadaki en yüksek fiyatlı tarifeler olan ulusal tarifelerden elektrik kullanıyor. Serbest tüketici limitlerini belirleyen kurum EPDK’dır. EPDK, elektrikte rekabetin önünü açarak serbest tüketicilerin daha ucuz elektrik kullanmasına olanak sağlamış durumda. Konuya doğru açıdan bakacak olursak tüketicilere verilen bu rekabet avantajının daha iyi duyurulması hem tüketicilerin hem de tüm piyasa oyuncularının menfaatine olacaktır.”

Fortnite'ın PvE modu "Dünyayı Kurtar!" adıyla Türkçeleştirildi

Fortnite'ın PvE modu "Dünyayı Kurtar!" adıyla Türkçeleştirildi
Epic Games'in çok kısa sürede 45 milyondan fazla oyuncuya ulaşan oyunu Fortnite'ın PvE modu "Dünyayı Kurtar!" adıyla Türkçeleştirildi.

Fortnite, oyuncuların birbirlerine karşı mücadele ettikleri "Battle Royale" ve diğer oyuncularla bir arada zombi benzeri yaratıklara karşı mücadele ettikleri "Save the World!" adlı iki bölümden oluşuyor. Oyuna bugün gelen V3.4 güncellemesiyle Fortnite'ın PvE modu "Dünyayı Kurtar!" adıyla Türkçeye çevrildi. Oyunun bu bölümünde yer alan tüm içerikler de artık Türkçe olacak.

PC, Mac, PlayStation 4, Xbox One platformlarında oynanabilen ve çok yakın bir zamanda mobil cihazlardan da oynanabilecek olan Fortnite hakkında daha fazla bilgi edinmek için http://www.epicgames.com/fortnite/tr/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Kaspersky Lab zararlı yazılım tarama aracı KLara’yı açık kaynak haline getirdi

Kaspersky Lab zararlı yazılım tarama aracı KLara’yı açık kaynak haline getirdi
Kaspersky Lab güvenlik araştırmacıları, ilgili zararlı yazılım örneği aramayı hızlandırmak için geliştirilen KLara adlı aracı herkesin kullanabilmesi için açık kaynak haline getirdi. Dağıtık ve kural tabanlı bir zararlı yazılım tarama aracı olan KLara, aynı anda birden fazla veri tabanında kural uygulayabiliyor ve araştırmacıların gelişmiş tehditleri daha etkin bir şekilde avlamasını sağlıyor.

İlgili zararlı yazılım örneklerinin tespiti, tehdit araştırmasının en temel parçalarından biri. Bu işlem sayesinde araştırmacılar siber tehditleri takip edebiliyor ve kullanıcıları kapsamlı bir saldırıdan koruyabiliyor. Birçok araştırmacı, belirli özellikleri veya düzenleri arayarak ilgili zararlı yazılımların tanımlanmasına yardımcı olan YARA kurallarını kullanıyor.

YARA kuralları özellikle gelişmiş tehdit gruplarını ve dosyasız zararlı yazılımların, yasal araçların veya zararlı kodların bireysel saldırılara ya da kurbanlara adapte olduğu durumların dahil olduğu operasyonları takip ederken faydalı oluyor. Ancak, kaliteli YARA kuralları oluşturmak ve bunları test etmek çok zaman alabiliyor.

Kaspersky Lab araştırmacıları bu sorunu ortadan kaldırmak için KLara adlı çözümü geliştirdi. Bu dağıtık sistem, araştırmacıların kendi zararlı yazılım koleksiyonları da dahil olmak üzere çok sayıda koleksiyon ve kuralı içeren bir dizi hızlı YARA araması yapabiliyor. Böylece, ilgili örnekler daha hızlı tanımlanabiliyor ve kullanıcılar daha çabuk koruma altına alınabiliyor. Ekip şimdi KLarayı açık kaynak haline getirerek herkesin kullanımına sundu.

Kaspersky Lab Güvenlik Araştırmacısı ve KLara’nın geliştiricilerinden Dan Demeter, “Siber tehditleri tespit etmek için zararlı yazılımları etkin bir şekilde avlayabilen araçlara ve sistemlere ihtiyaç var. Özellikle hedefli gelişmiş tehditlerin aylar hatta yıllar süren aktivitelerini takip etmek için bu çözümler gerekli. KLara’yı tehditleri daha iyi ve hızlı avlamamıza yardımcı olsun diye geliştirdik ve şimdi de onu güvenlik topluluğunun tümüyle paylaşmak istiyoruz. Böylece herkes bu araçtan faydalanabilir.” dedi.

Yazılıma Kaspersky Lab’in resmi GitHub hesabından erişmek mümkün:
https://github.com/KasperskyLab

Daha fazla teknik bilgi ve API’a ilişkin detay Securelist adresinde bulunabilir. GNU General Public Licence v3.0 ila açık kaynak haline getirilmiştir ve hiçbir geliştirici garantisi bulunmamaktadır.

Kaspersky Lab’in GitHub hesabında Kaspersky Lab araştırmacıları tarafından geliştirilen ve 2017’de paylaşıma sunulan bir araç daha bulunuyor. Kaspersky Lab Baş Güvenlik Araştırmacısı Vitaly Kamluk tarafından geliştirilen BitScout adlı araç, zararlı yazılım örneklerine ilişkin adli bilişim verilerini bulaşma veya kayıp riski olmadan uzaktan toplayabiliyor. BitScout hakkında daha fazla bilgiyi burada bulabilirsiniz.

Siber suçluların telefonunuza sızmak için kullandıkları 12 yöntem

Siber suçluların telefonunuza sızmak için kullandıkları 12 yöntem
Araştırmacılar zararlı yazılımları analiz edebilmek için yeni yöntemler ararken, siber suçlular da dijital aygıtları özellikle de telefonları ele geçirmenin sürekli yeni yollarını arıyorlar. Global antivirüs kuruluşu ESET’ten araştırmacılara göre siber suçlular, kafa karıştıran sosyal mühendislik yöntemlerinin yanı sıra zararlı yazılım tespitini engellemeye çalışan karmaşık teknik kodlar uyguluyorlar. ESET uzmanları, son dönemde görülen 12 sızma yöntemini mercek altına aldı.

1. Google Play Store'daki uygulamaların kullanılması

Resmi Google mağazasında kötü amaçlı yazılımlara her zaman rastlanabilir. Siber suçlular için kötü amaçlı uygulamalarını gerçek uygulamaların satıldığı ortamlara gizlice sokmak, çok daha fazla potansiyel kurbana ulaşarak daha fazla etkiye sahip olabilecekleri ve bunu neredeyse garanti altına alabilecekleri büyük bir zaferdir.

2. Planlanan uygulama sürüm tarihlerinden yararlanmak

Siber suç dünyasında yaygın bir yol olan zararlı yazılımı, bir uygulama ya da oyun versiyonuymuş gibi gösterme yöntemi, aniden popülerlik kazanan, yayınlanma tarihi belirlenmiş ya da bazı ülkelerde satışa sunulmayan uygulamaları esas almaktadır. Örneğin zararlı yazılımlar Pokémon GO, Prisma ve Dubsmash ile dünya çapında yüz binlerce noktaya yayıldılar.

3. Tapjacking yöntemi ve paylaşımlı pencereler

Tapjacking, iki ekranlı sahte bir uygulama görüntüleyerek kullanıcının ekran görüntülerini yakalamayı amaçlayan bir tekniktir.Bu nedenle kurbanlar, gördükleri uygulamaya tıkladıklarına inanıyorlar; ancak aslında görünmez olan gizli uygulamalara da dokunuyorlar. Android'de kimlik hırsızlığı için casus yazılımlarda yaygın olarak kullanılan bir başka benzer strateji ise, yer paylaşımlı pencerelerdir. Bu aldatmacada kötü amaçlı yazılım, kullanıcının kullandığı uygulamayı sürekli olarak izler ve belirli bir meşru uygulamaya rastladığında, meşru uygulama gibi görünen ve kullanıcıdan kimlik bilgileri isteyen kendi iletişim kutularını görüntüler.

4. Sistem uygulamaları arasında kamuflaj

Şimdiye kadar kötü amaçlı kodun bir cihazda saklanmasının en kolay yolu, bir sistem uygulaması şeklinde konumlanarak bunu fark edilmeden olabildiğince sürdürmekti. Yükleme bittiğinde uygulama simgesini silmeye veya sistem uygulamalarının adlarını, paketlerini, simgelerini ve diğer popüler uygulamaları bir aygıtın güvenliğini aşmak amacıyla kullanmak, Adobe Flash Player ile kimlik bilgilerini çalmak amacıyla ortaya çıkan bankacılık truva atınınkine benzer stratejilerdir.

5. Yönetici izinlerini talep etmek için sistem ve güvenlik uygulamalarını taklit etmek.

Android, uygulama izinlerini sınırlayacak şekilde yapılandırıldığından, kötü amaçlı kodların çoğunun, işlevselliklerini doğru bir şekilde uygulayabilmek için yönetici izinleri talep etmesi gerekir. Ve bu izni vermek kötü amaçlı yazılımı kaldırmayı daha da zorlaştırır.

6. Gerçek verileri taklit eden güvenlik sertifikaları kullanmak

Bir APK'nın imzalanması için kullanılan güvenlik sertifikası, bir uygulamanın değiştirilip değiştirilmediğini belirlemek için de kullanılabilir. Çoğu siber suçlu, bir sertifika vermek için genel metin dizgileri kullanırken, birçoğu ise geliştiricinin kullandığı verilere karşılık gelen veriyi feda etme yoluna giderek, bu kontrolleri gerçekleştiren kullanıcıların kafalarını daha çok karıştırmayı başarıyor.

7. Aynı koddaki çoklu işlevler

Mobil dünyada son yıllarda giderek artan bir trend, farklı türdeki kötü amaçlı yazılımların tek bir uygulamayla birleştirilmesidir. Bunun bir örneği olan LokiBot; bir aygıttan bilgi çalmak için mümkün olduğunca uzun süre fark edilmeden arka planda çalışan bir bankacılık truva atıdır. Ancak kullanıcı, programı silmek-kaldırmak için yönetici izinlerini kaldırmaya çalışırsa, uygulama ransomware özelliğini etkinleştirerek aygıttaki dosyaları şifreler.

8. Gizli uygulamalar

Kopyalama ve yükleme araçlarının kullanımı, yani başka bir APK'nın içine kötü amaçlı kod gömmek veya internetten indirmek, kötü amaçlı mobil kod yazarları tarafından da evrensel olarak kullanılan bir stratejidir. Google Bouncer olarak da bilinen uygulama (şimdi Google Play Protect olarak yeniden adlandırıldı), siber suçluların resmi mağazaya kötü amaçlı yazılım yükleme imkanını zorlaştırdığından saldırganlar bu tür davranışları kontrol etmeyi seçtiler ve işe de yaradı.

9. Çoklu programlama dilleri ve uçucu kod

Yeni çoklu platform geliştirme sistemleri ve yeni programlama dilleri her zaman ortaya çıkıyor. Kötü amaçlı yazılım analizcisini yanıltmak için Xamarin ile uygulamalar tasarlama veya kötü amaçlı komutları yürütmek için Lua kodunu kullanma gibi yöntemlerle farklı dilleri ve geliştirme ortamlarını birleştirmekten daha iyi bir yol düşünülemez. Bu strateji, yürütülebilir dosyanın nihai mimarisini değiştirir ve karmaşıklık seviyelerini artırır.

10. Sinerjik kötü amaçlı yazılım

Bir örneğin analizini karmaşıklaştırmanın bir alternatifi, kötü amaçlı işlevselliği birbiriyle etkileşime girebilen bir dizi uygulamaya bölmektir. Bu şekilde, her uygulama bir izinler ve kötü niyetli işlevsellik alt kümesine sahip olur ve bunlar daha sonra başka bir amacı yerine getirmek için birbirleriyle etkileşirler. Dahası, analistlerin kötü amaçlı yazılımın gerçek işlevini anlamaları için, tüm bireysel uygulamalara, bir yapbozun parçalarıymış gibi erişebilmeleri gereklidir.

11. Gizli kanallar ve yeni iletişim mekanizmaları

Bir C&C sunucusu veya diğer kötü amaçlı uygulamalar ile iletişim kurmak için, kötü amaçlı yazılımların bilgi aktarması gereklidir. Bu, geleneksel açık kanallar veya gizli kanallar (kişiselleştirilmiş iletişim protokolleri, parlaklık yoğunluğu, uyku modu kilitleri, CPU kullanımı, bellekteki boş alan, ses veya titreşim seviyeleri ve hızölçerler) yoluyla yapılabilir. Ayrıca son aylarda siber suçluların, Twitter hesaplarını kullanarak komutları göndermek amacıyla kullandığı Twitoor gibi C&C iletilerini aktarmak için sosyal ağları nasıl kullandıklarını gördük.

12. Diğer anti-analiz teknikleri

Diğer kaçırma teknikleri arasında paketleme, anti-emülasyon, hata ayıklama, şifreleme ve gizleme kullanımı Android tabanlı zararlı yazılımlarda çok yaygındır. Bu türden koruma mekanizmalarının etrafından dolaşmak için, belki de Frida gibi uygulamalar yoluyla birtakım fonksiyonların kullanılması mümkündür. MobSF gibi, bu denetimleri varsayılan olarak atlatmaya çalışan analiz ortamlarını kullanmak da mümkündür. Bunlar bazı anti-emülasyon teknikleri içerir; örneğin Inspeckage gibi düz metin dizelerinin anahtarlar yoluyla şifrelenmeden önce veya sonra görülebileceği şeyler ya da AppMon gibi uygulamalar.

Konuyla ilgili bilgi şu linkten takip edilebilir:

https://www.welivesecurity.com/2018/03/16/tricks-cybercriminals-use-hide-phone/

Girişimcilikte, İş Yeri Açmada, Yönetmede Sık Yapılan 8 Ölümcül Hata

Girişimcilikte, İş Yeri Açmada, Yönetmede Sık Yapılan 8 Ölümcül Hata

Başarılı girişimcilerin ne yapmaları gerektiği kadar ne yapmamaları gerektiğini de bilmeleri önemli... Gelin, yapmamanız gereken 8 ölümcül hataya bakalım.


25 Mart 2018

Türkiye'nin ilk havacılık uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST 20-23 Eylül'de

Türkiye'nin ilk havacılık uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST 20-23 Eylül'de
Havacılık, Uzay ve Teknoloji Festivali, toplumda teknolojiye olan ilgiyi artırmayı ve Türkiye’nin millî teknoloji üreten bir topluma dönüşmesi konusunda farkındalık oluşturmayı hedefliyor.

20-23 Eylül 2018 tarihlerinde, İstanbul Yeni Havalimanı (İGA / İstanbul Grand Airport) yerleşkesinde gerçekleştirilecek TEKNOFEST İSTANBUL kapsamında, toplumun her kesimine hitap eden farklı aktiviteler yer alacak:

Ortaokuldan yükseköğrenim mezunlarına kadar geniş bir yaş aralığına hitap eden ve yarışmacıların teknolojik ürünler tasarlayıp geliştirecekleri teknoloji yarışmaları,
  • Her yaş gurubundan izleyiciye hitap eden havacılık gösterileri,
  • Çocuk ve gençlere yönelik aktiviteler,
  • Teknoloji girişimleri ve yatırımcılarının bir araya geleceği uluslararası girişim fuarı,
  • Teknoloji gündemine ilişkin seminerler,
  • Teknoloji yarışmalarına katılan ekiplerin takım tanıtım stantları,
  • Teknoloji firmalarının marka tanıtım stantları

Detaylı bilgi için Teknofest sayfasını ziyaret edebilirsiniz 

21 Mart 2018

Facebook Marketplace artık Türkiye’de

Facebook Marketplace artık Türkiye’de
Facebook Marketplace platformunu Türkiye’de kullanıma sunuyor. 64 ülkede kullanılabilen Marketplace, Facebook üzerinde yerel ürünleri almayı ve satmayı tek bir çatı altında topluyor.

İnsanların hâlihazırda Facebook’u kendi toplulukları içinde ürün alım satımı için sıkça kullandığının altını çizen Facebook, bu aktivitenin Facebook Grupları ile başladığını ve son birkaç yıl içinde ciddi artış gösterdiğini belirtti. Her ay 700 milyondan fazla kişi bir şeyler almak ve satmak için Facebook Marketplace’i kullanıyor.

Facebook Marketplace Ürün Yönetimi Direktörü Karandeep Anand konuyla ilgili şunları söyledi: “Bugün yerel ürünleri keşfetmeyi, almayı ve satmayı Facebook üzerinde tek bir çatı altında toplayarak kolaylaştıran Marketplace platformunu Türkiye’de kullanıma sunuyoruz. İnsanların hâlihazırda Facebook’u kendi toplulukları içinde ürün alım satımı için kullandığını biliyoruz ve Marketplace ile artık bunu çok daha kolaylaştırıyoruz.”

Marketplace Türkiye’nin de dâhil olduğu 64 ülkede kullanılabiliyor

Facebook’un Marketplace ile ilgili paylaştığı bazı güncel veriler ise şu şekilde:

- Marketplace hâlihazırda 64 ülkede kullanılabiliyor

- Kullanıma sunulduğu günden itibaren Marketplace üzerinde potansiyel bir alıcı ve satıcı arasında geçen tekil sohbetlerde yüzde 77 artış gözlendi

- Her ay 700 milyondan fazla kişi bir şeyler almak ve satmak için Facebook Marketplace’i ziyaret ediyor

-1 Ocak 2017’den beri dünya çapında Marketplace sekmesinde yapılan aramalar 3 kat arttı

- Son üç ayda mevcut envanter içinde sırasıyla Araç, Mobilya ve Elektronik & Bilgisayar kategorileri, insanların en çok etkileşime geçtiği ilk üç kategori oldu

Platformu kullanmaya başlamak için Facebook üzerinde Marketplace simgesine tıklanması yeterli. Aranan ürünü kolayca bulabilmek için üst kısımdaki arama sekmesinde arama yapılabiliyor ve sonuçlar yer, kategori ya da fiyata göre filtrelenebiliyor. Satış yapmak için ise istenilen ürünün fotoğrafını çekip, açıklama ve fiyatını belirledikten sonra paylaşmak yeterli. Alıcılar ve satıcılar Facebook Messenger’ı kullanarak da kolaylıkla iletişime geçebiliyor.

Facebook’un sunduğu güvenlik ipuçları, gizlilik kontrolleri ve kullanımı kolay raporlama araçları ise insanların Marketplace üzerinde güvenle alışveriş yapmasına yardımcı olacak.

Tarihin en büyük DDoS saldırısı GitHub'a düzenlendi

Rekor hızda DDoS saldırısı
Siber güvenlik evreninde yeni bir saldırı rekoru kırıldı. İsmi açıklanmayan ABD’li bir şirket, saniyede 1.7 terabaytlık veri akışının yaşandığı bir DDoS saldırısına maruz kaldı. Global antivirüs yazılım kuruluşu ESET’ten Güvenlik Araştırmacısı Tomas Foltyn, bu saldırıyı mercek altına aldı.

28 Şubat tarihinde kod deposu GitHub'ı hedef alan ve sitenin birkaç dakika boyunca çevrimdışı olmasına neden olan sahte bir trafik gerçekleşti. Saldırı 1,35 terabayt’ta (Tbps) zirveye çıktı ve kaydedilen en büyük DDoS saldırı rekoru olarak kaydedildi.

1,35’ten sonra 1.7 Tbps’lik saldırı

ESET Güvenlik Araştırmacısı Tomas Foltyn’in bildirdiğine göre bu saldırıdan çok kısa süre sonra, 1.7 Tbps'e ulaşan bir saldırı tespit edildi. İsmi açıklanmayan bir ABD şirketini hedef alan saldırı, tarihin en büyük DDoS saldırısı olarak tarihe geçti. Saldırıyı, DDoS hafifletme hizmeti sağlayan Arbor Networks şirketi duyurdu. Arbor Networks’ın yaptığı açıklamaya göre “son saldırı, Github saldırısını oluşturan aynı memcached yansıma / büyütme saldırı vektörüne dayanıyordu”.

Memcached sunucularını kullanıyor

Ortada, hızla ortaya çıkarak bir trend haline gelen iki saldırı tarafından paylaşılan ortak özellik yatıyor. Her iki sadırı da, web uygulamalarını ve sitelerini hızlandırmak için tasarlanan güvenli olmayan Memcached sunucularını kullanıyor. Bu da gösteriyor ki, kimlik doğrulama gerektirmeyen sunucular, hedeflenen bir hizmette trafiği yükseltmek için yansıtıcı olarak kötü amaçla kullanılabiliyorlar. Arbor Networks, 1.7 Tbps'e ulaşan saldırının yöneldiği ABD’li şirkette, yeterli güvenceler sayesinde herhangi bir kesinti yaşamadığını da bildirdi.

Fidye talepleri de eklenmiş

Bu saldırılarda yeni bir yöntemin daha kullanıldığı ortaya çıktı. Güvenli olmayan Memcached sunucularını kullanan yeni DDoS saldırılarına fidye notları da eklenmiş.

Yani siber saldırganlar, esasen hizmeti durdurma saldırısı olarak tanımlanabilecek DDoS saldırılarını, ceplerine yönlendirmek için bir yol buldular ve fidye taleplerini iletmeye başladılar.

Fidye notları, kötü niyetli trafiğin durdurulması için mağdurun, belirtilen cüzdan adresine 50'den fazla Monero (XMR) yani güncel değeriyle 10 bin doların üzerinde kriptopara yatırmasını talep ediyor.

DDoS saldırıları nedir?

DDoS yani Distributed Denial of Service (Dağıtık Hizmet Engelleme) saldırıları, çok sayıda kaynaktan tek hedefe yapılan saldırı olarak tanımlanabilir. Bu saldırı türü daha çok erişilebilirliği hedef alır ve internet sitesi üzerinden yükseltilen trafik nedeniyle, saldırı yapılan internet sitesi veya dijital hizmeti kullanılamaz hale getirir. Genellikle global düzeyde bankalar, şirketler ve kamu kuruluşlarının online hizmet noktaları bu tür saldırıların hedefi haline gelirler.

Konuyla ilgili bilgi şu linkten takip edilebilir: https://www.welivesecurity.com/2018/03/08/new-ddos-attack-method-breaks-record/

Sponsor

 Düzce Otel Hatipoğlu

Son Yorumlar